Alem İnsanlar Şu Şairler

9 07 2016

Yıllar önce Adam Sanat dergisinde şiir üzerine “Anlamla Yola Çıkılmaz” başlıklı bir yazı okumuş ve yazının sahibi İlhan Berk’e (Kemal Nabi Ünal arkadaşımın lojistik desteğiyle) Tavır dergisinde bir miktar giydirme yapmıştım (O yazıyı hiç görmeyeceğini, görse de tamamını okumayacağını, okusa da adam yerine koymayacağını düşünerek yazmıştım… Muhtemelen de öyle olmuştur). Birkaç yıl sonra şair öldüğünde “keşke biraz daha ölçülü laflar etseydim” diye geçirmiştim içimden ama artık çok geçti (Aslında öyle kırıcı laflar değildi yazdıklarım ama “üstad”lara karşı hep alttan alınır, “tabii ki sen daha iyi bilirsin mirim” deyip saygı gösterisi yapılır ya, neyse).
“İyi bir şiir bir şey anlatmak şöyle dursun, ona uzaktan yakından yanaşmaz, arkasını döner… Belirsizlik anlam yoksunluğu değildir, tam tersine, çok anlamlılıktır, sınırsızlıktır… Şiir orada boy göstermek ister. Gerektiğinde değil anlamsızlığa, saçmaya da uzanmalıdır… Saçma, anlamsızlık değil, ikinci anlamdır” gibi şeyler söylüyordu o yazıda İlhan Berk.
“Şiirsiz Yola Çıkılmaz” başlıklı uzun yazımda;
“Hayır şair İlhan Berk… Şiirin nasıl söylendiği önemlidir ama ne söylediği de en az onun kadar önemlidir. Ahkam kesmeyeceğim ama okuduğumuz şiirden bilincimizde, yüreğimizde, beyin kıvrımlarımızda bir ferahlama ve duygularımızda tatlı bir dalgalanma yaratmasını beklemek de hakkımız olsa gerek… ‘Şiir bir şey anlatmaz’ demek, şiirden hiçbir anlam beklemeyin demektir… Yazmadan önce kafanda hiçbir anlam olmayacak, o kötü niyetli ‘us’un güdümüne girmeyeceksin… Çünkü adına ‘us’ denilen o hınzır örgütleyici, biraz sonra yazacağınız o narin, o göz alıcı, o ışıl ışıl parlayan, o dünyalar güzeli, o çıtkırıldım, o anlamdan sıkılan şiirinizi; ayaklarını yere basmaya ve içinde biraz insan, biraz ter, biraz toprak, biraz çiçek, biraz ekmek kokusu taşımaya ikna edebilir, zorlayabilir… Ya da ne bileyim, yazıyormuş gibi yapmanızı telkin ederek anlamlı etkilerde bulunabilir. Öyleyse, Kahrolsun Us! Siz uslu uslu oturup, dilinizin ve kaleminizin ucuna geleni rastgele yazın. Sizi anlamsızlığın engin denizinde anlayacak gerçek şiirseverler mutlaka vardır”… Diye yazıp, İlhan Berk’in anlamdan sıkılan bir iki şiirini sıralamıştım:
.
Şimdi senin aşkın büyür, uzak, bungun

öğleme düşer. Karanlık, gelirim ben

Vurur surlarıma aydınlığın. Uzun.

Şimdi bir beyaza ağmak artık sen

Ve,

kapanık bir gülünü koymak sessizce
yanına ihtiyarımızın. Bir sıkın-
tıya bir göğe durmak sonra gizlice

Eskil!
(İlhan Berk, “Aşıkane” adlı kitaptan “İlke” başlıklı şiir)

.

Şimdi nereden çıktı bu İlhan Berk konusu durup dururken? Şuradan:
Geçen ay Refik Durbaş’ın BirGün’de çıkan yazısını okuduğumda kesip kenara koymuştum, toparlarken yeniden okudum ve bu cümleler geçti aklımdan.7693_550267638395542_994090204_n - Kopya

Kemal Özer’in 1999 yılında Yordam’dan çıkan “Sanatçılarla Yazışmalar” kitabından, Ülkü Tamer’in Kemal Özere yazdığı mektupta; İlhan Berk İle nasıl büyük bir cenk yaptığını anlatan satırlara değiniyordu Refik Durbaş.
Ülkü Tamer:
“Şimdi benim anladığım durum şu: İlhan Berk şiir bakımından çuvalladığını anlıyor. Artık tek dayanağı, İkinci Yeni’nin öncüsü olmak. Turgut Uyar’dan Özdemir İnce’ye kadar kimse de İkinci Yeni’yi kabul etmiyor. İlhan Berk’in tek dayanağı da böylece yıkılıyor. Beni de bunun için çağırmış ‘İkinci Yeni olduğunu kabul et ve bunu da belirt’ diyor.

İlhan Berk: “Derginizde bana karşı bir şey var… Sizin saygınız yok” (O günlerde bir şairin kitabı çıkmış, dergi bundan söz etmemiş).

Ülkü Tamer: “Her saygı duyduğumuz sanatçının adını dergide geçiremeyiz ya durup dururken”

İlhan Berk: “Geçirmelisiniz”

Erdal Öz: “Saçma. Derginin her sayısında arka sayfaya kocaman bir liste yapıp ‘şunlar şunlar saygı duyduğumuz sanatçılar’mı diyelim?”

İlhan Berk: “Zaten benim şiirimi ‘a’ cılardan belki yalnız sen seviyorsun” (derginin adı ‘yeni a’).

Ve tartışma sürüp gidiyor:

-Ötekilerin sevip sevmediğini nereden biliyorsun?

-Yazardınız. Mesela Kemal (Özer).

-Kemal yalnız şiir yazan bir arkadaş. Şiirinin altında ‘ben İlhan Berk’in şiirlerini severim’ diye not mu eklesin?

-Sizin dergi kadro dergisi

-Biz bir sürü adamdan yazı istedik, vermediler. Biz de mecburen aynı kişilerin yazılarını koyduk.

-Benden devamlı istemediniz. Her ay sık sık mektup yazıp şiir isteseydiniz.

-İşte bu çok ayıp oldu. İzzetinefis diye bir şey var. Biz bir yazardan bir iki kez isteriz, kimsenin üstüne düşmeyiz. İlhan Berk şiirini verirse koyarız, vermezse vermesin. Dergi de İlhan Berk’in şiirini yayınlamamaktan bir şey kaybetmez.

-Sizde aşağılık duygusu var, korkuyorsunuz. İkinci Yeni’yi kabul ederseniz etki altında kalırsınız diye korkuyorsunuz.

-Bizde İlhan Berk’in, Turgut Uyar’ın bir etkisi varsa, bu İkinci Yeni etiketini kabul etsek de görünür, etmesek de.

-Siz İkinci Yeni’yi kabul etmeseniz o etki görünmez sanıyorsunuz. Mayakovski Paris’e geldiğinde havaya silah sıkmış, meşhur olmuş.

-Sen de Ulus’taki Atatürk heykelinin üstüne çık, şarkı söyle, gazeteler resmini bassın, meşhur ol.
(Bu diyalogları okuduğumda içim ferahladı… Benim yazdıklarım da neymiş ki).

Yani demem o ki, alem insanlar şu şairler… Alem olduklarından mı şairler; yoksa şair olduklarından mı alemler, onu henüz anlamış değilim… Arafta kalmak daha iyi.

Fakat öyle ya da böyle, şiir konuşulmuş… İçi dolsa da boş kalsa da akımlar türemiş, şiire ilişkin bir telaş yaşanmış. İlhan Berk’lerin, Turgut Uyar’ların, Ülkü Tamer’lerin o zamanları olmasa, zaten çorak olan bu alemin hali kim bilir nasıl olurdu? Zamane dünyada ne şiir telaşı var, ne dergi heyecanı… Ve aslında şiir de yok ortalıkta… Oysa uzaktan bakıldığında herkes şair!

Reklamlar