Çotanak

9 05 2015

Kara ve derin bir denizdir Karadeniz. Nice dağ sularıyla coşan, ona koşan dereleriyle konuşan güzel bir denizdir… Sularında hangi öyküleri saklar, hangisini gömer sonsuza, vakti gelince hangisini çarpar kıyılarına, bilinmez. Sen düşmeden hemen önce; ayağında kara lastik ve başında el örgüsü “kukula”lı eski günler geçti belki aklından, bir de üzerinde koşturduğun patika yol… Çocukluğun. Kırağıda uyanan bir fındık dalı gibisin şimdi… Denizden gelen o dumanla çiselenir yorganın, her sabah ayakucuna konar kalkar bir ince kuş… Ve aşağıdan, sularına henüz el konulmamış bir derenin sesi gelir.

O dereye atmak için seni… Buzlu sulara verir gibi bir kayık odununu… Karadeniz’e katmak, kaybetmek istemişler… Toprağından sökmek! 7D7DB9518C77909B3BB7CF03AAC1BF7C

Ne olur ne olmaz diye mezarına beton dökmüş anacığın, üzerine toprak… Oğlumu çıkarıp çalmasınlar diye, elinde el feneriyle nöbet tutmuş sabahlara kadar. Kara ve derin bir denizdir Karadeniz, ama güzel ve temiz köpüğüyle okşar kıyıları… Bu da var. Tarih kılıklı bir masala değil, insanlık dersine ihtiyacı var herkesin. Devlet gibi düşünürsek, taşa döner aklımız. Tabutun başında, “ben oğlumun tarafında olmak zorundayım. Ama inanın, savcı kardeşime de üzüldüm… En çok annesine, babasına üzülüyorum… Onlara da başsağlığı diliyorum” diyor bir baba, insanlık dersine dönüyor her kelime kendiliğinden. Oysa Karadeniz’in canını acıtan her yerde sus pus olup şimdi 20 kişiyle sökün eden karanlık, “bu terörist buraya değil, kimsesizler mezarlığına gömülsün” diye bağırıp cenaze evini taşlıyor! Oysa “bu çocuk bu toprağın çocuğu. Hukuk Fakültesinde okuyan bir çocuk. Bu olanların nedeni nedir acaba? Şimdi çekiyorsunuz, altına ‘terörist’ diye yazacaksınız. Lanet olsun, bu ülkenin teröristi kimse, lanet olsun. Terörist bu ülkenin toprağını satanlardır. O savcı bizim düşmanımız değil ki” diye feryat etse de bir amca, kime neyi anlatmış olur… Duyması gerekenler duyar mı? Bir iki katili ele vermemek için kendi savcısını kurban eden “hassas” bir mekanizma var karşımızda. Kendi kurucu önderinin evini bombalattıktan sonra gayrimüslim mezarları darmadağın eden, taze toprak altındaki ölüleri çıkartıp ağaç dallarında sallandıran bir hassasiyet! Yeniden hortlayan değil hep zinde tutulan bir acayip ruh hali var karşımızda! Mezara toprak yerine beton döktürten ve uçan kuşun kanat sesiyle bile tahrik olan bu ruh halini insanlığın neresine koyalım?

Madımak’ı tahrik oldukları için yakmıştı bu ruh hali. Maraş ve Çorum’u tahrik üzerine cehenneme çevirmişti. İstanbul Üniversitesi öğrencilerini tahrik nedeniyle taramıştı. Bahçelievler’de 7 öğrencinin kaldığı eve de tahrik üzerine girip hepsini boğazlamıştı. Balgat’ta kahvehaneleri tahrik üzerine kurşun yağmuruna tutmuştu. Gazi katliamı da tahrik sonucuydu. Gezi parkını rantiyeye yedirmeyen halkın uyandırdığı tahrik ise hiçbir şeye benzemezdi… Berkin için adalet talebi de son derece tahrik ediciydi. Domuz bağlarıyla bağlayıp öldürdüğü insanları mezar evlere hep tahrik sebebiyle gömen bu besleme karanlık şimdi bir mezarı daha söküp içinde yatan devrimciyi dereye atmak istemiş, çok mu? Tahrik olmak bir fıtrat meselesidir… Bazen dinci bazen milliyetçi, ama her zaman kontra bir kılık bulur kendine! Tahrik etmeyeceksin… Hak, hukuk ve adalet aramayacaksın… Dileneceksin… Hak ettiğinle değil verilenle yetineceksin, yetinirken dua edeceksin. Bir lokma ekmeğe fit olacaksın… En az 3 çocuk doğurup ona asker yapacaksın, maden ocaklarına gömeceksin, gözlerini kapatacaksın vazifeni yapacaksın… Eleştirmek için alkışlamak tahrik edicidir, alkışlamayacaksın… Canın illa da alkış çektiyse, cumhurbaşının başbakan gibi gezdiği mitinglere gidip onu alkışlayacaksın, yoksa tahrik edersin… Tahrik edersen tahrip olursun!

Hiç umurumuzda değil, ama aldığımız nefesten bile rahatsız olan ta(h)rikat hiç iktidardan indi mi? İktidarsız kaldı mı? “Yaralandığı gün Okmeydanı Eğitim Araştırma Hastanesi’ne getirildiğinde cebinden 11 adet patlayıcı çıkan ve DHKP/C Terör Örgütü Okmeydanı mahalli alan yapılanmasında yer aldığı ortaya çıkan Berkin Elvan…” diye haber yapan gazete hangi tahrik üzerine yazdı bu satırları ve kimleri tahrik etmek için? Bir çocuk için yükseltilen adalet talebinden neden rahatsız olunur? Neden vuran devlet değil de vurulan çocuk suçludur? Emri veren dil… Tetiğe basan el… Zalime tercüman olan gazeteci kul… Ve bunlara alkış tutan rezil… Hepiniz yargılanacaksınız!

Devletin yasaları var ve beğense de beğenmese de ona göre yönetiliyor bu toplum. Fakat kendi yasalarına bile uymuyorsa o devlet, ne diyeceksiniz? cotanak_findikEvet, suç ise suç, ama oraya neden değil de nasıl girildiğini tartıştıran bir okumuş-yazmış takımına ne anlatacaksınız? Son sözleri “seni çok seviyorum halkım, hakkını helal et” olan bu genç delikanlılar ölüme gülerek giderken tüylerimiz diken diken olmasın mı? Bir uyuşturucu çetesi tarafından öldürülen devrimcinin davası görülürken, sivil polislerin çivili sopalarla adliye içinde davacı yakınlarına saldırdığını okuyorsak gazetelerde; bu memlekette güzel şeylerin de olduğunu görmek için nereye bakalım? Yoksullardan esirgenen, hep esirgenen adalet için hangi kapıları çalalım? Giresun’da bir çotanak düşecekse fındık dalından, düşsün… Dağılsın sis ile pus… Kara, derin ve güzel bir denizdir Karadeniz!

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: