Tut Elimden İnce Memed, Gidelim!

5 03 2015

Tut Elimden İnce Memed, Gidelim!

İnce Memed’i okuduğumda, 16-17 yaşlarında bir delikanlıydım. Rize Lisesi sıralarında, faşistlere karşı olduğu için kendine “devrimci” diyen bir memur çocuğuydum.
Yaşar Kemal ile Ruhi Su’yu tanımam aynı günlere rastlar. Evde dinlediğim müziklerle kafasını ütülediğim babam, bir gün bana “Sen hiç Ruhi Su dinledin mi?” diye sorduğunda, sadece bakmıştım yüzüne. Sonra, yağmurlu bir günde onun mesaiden sonra bir tavla atımlık zaman oturduğu lokale götürdüğüm şemsiyenin hatırına, kulak misafiri olmuştum Ruhi Su’ya…
“Bu mu Ruhi Su?” diye sormuştum babama.
Sonraki günlerde, nereden bulduğumu hatırlamadığım bir Yaşar Kemal kitabı okurken bulmuştum kendimi… İnce Memed, Birinci Cilt… Allak bullak olduğum güzel günlerim. Hayatıma iki güzel konuk katılmıştı, oysa gerçekte ben girmiştim onların araladığı kapıdan içeri… Giriş o giriş!
Cami önünde beklerken, imamın sesi yankılanıyordu avluda… Hakkımızı helal edip etmediğimizi soruyordu… Hak mı? Biz nasıl ödeyecektik hakkımızı peki büyük ustaya?
Kenarda dizilen çelenklere baktım tek tek… Üzerinde “AKP’nin bilmem nesi” yazanından tutun da, sırf orada “benim adım da bulunsun” diyenine kadar birkaç “isim yapmış” faninin ismini okudum, güldüm. Boyumun verdiği avantajla etrafa bakındım, cami kapısından tek sıra çıkıp hızla arkaya doğru giden “büyük adamlar” çarptı gözüme, büyük bir gürültüyle… Gürültüyü bir ben duydum… Abdullah Gül’ünden, Cemil Çiçek’ine kadar!
“Ulan oğlum” dedim, bu Abdi Ağa’ları kim davet etmiş buraya? Hayatları boyunca belki de bir tek Yaşar Kemal kitabı okumamış, okusa bile içinden hep kötü şeyler geçirmiş, hayatları bu kitaplarda çizilen dünyaya sövmekle geçmiş bu adamların burada işi ne?
Neyse…
Yaşar Kemal’i taşıyan araç, Teşvikiye Camiinden hızla Zincirlikuyu Mezarlığına götürüldü, adeta kitleden kaçırıldı, trafiği bile kesmeden… Niye?
30 kişiyle mezarlığa varıp, birkaç “ünlü”, bürokrat ve “Abdi Ağa” kafalılarla apar topar gömülsün, cenaze arabasını göremeyen kalabalık da yürürse en fazla Mecidiyeköy’e kadar yürüsün, bölük pörçük dağılsın, evlerinin yolunu tutsun diye. Nasıl olsa, Cemal Reşit Rey Salonunda kapalı devre bir tören yapılmıştı… Dişarıdaki büyük kalabalığa ne gerek vardı, değil mi? İnce Memed’in ruhunu salonun dışında bırakmışken hazır, cenazeyi de aynı ruhun “ruhu duymadan” götürüp gömebilirdik… Öyle mi?
Biz ise, Sanat Meclisi’nin “Benim Kitaplarımı Okuyanlar, Yoksula Yoldaş Olsunlar” pankartıyla kortejin önüne geçip mezarlığa doğru yola dizilmeseydik, aynen böyle olacaktı… Sloganlarla mezarlığa vardığımızda, binlerce insan vardı arkamızda… Fakat biz mezarlığa vardığımızda, onu halksız gömenler geri dönüyorlardı, bizi gördüler.b
Bu cümleler biraz ağır mı oldu? Sanmıyorum!
İnce Memed’i şanına yakışır biçimde uğurladık, mezarının başında şiirler, şarkılar okuduk, kısa konuşmalar yaptık, “Zulme karşı İnce Memed’iz” sloganıyla inlettik oraları. İran’lı bir ışık yüzlü abla söz alıp, konuşabildiğince Türkçe ifadelerle Yaşar Kemal hakkındaki duygularını ifade etti, sonra bir Çerkez (Ubıh) abla… Duygulandık elbette ki… Gözlerimizi sildik!
Evet; Belki o güzel insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler, ama kim demiş ki bittiler?
O güzel insanlar başka güzel atlara binip çıkıp geldiler, geliyorlar… O güzel, kızıl atlara!
Işıklar içinde uyusun büyük usta… Halkın, Abdi Ağalara İhtiyacı Yok!

Reklamlar