Değinmeler-1: Ters Akıntılar

20 02 2015

“ Diyorlar ki harbi Hitler çıkardı

Peki, Hitler’i kim çıkarmış

Alaman bankaları ve tröstleri kendilerini tehlikede görmeseydiler

Ve desteklenmeseydiler komünistlere karşı kavgalarında

İngiliz, Fransız, Amerikan ortakları tarafından

Ve hep beraber Nazileri tutup yükseltmeseydiler

Ve Alaman orta sınıfları

Geçenki harbin sonunda darmadağın olmasaydı

Ve bir çift çizmeye Bir kangal sucuğa satılmaya hazır

Ümitsiz, aç, perişan

Yığınlarla serseri dolaşmasaydı kaldırımlarda

Ve ihanet etmeseydi sosyal-demokratlar

Hitler bugünkü Hitler olabilir miydi?

Diye sorar Nazım Hikmet bir şiirinde. 1.Dünya Savaşından sonra imzalatılan Versay Anlaşması ve 1929 atmosferinden çıkmak isteyen Almanya Burjuvazisi, Nasyonal-Sosyalist Partiyi destekler; çünkü Hitler, iktidara gelirse anlaşmada belirtilen savaş borçlarını ödemeyeceği üzerine propaganda yapmaktadır… İşsizlik ve yoksulluk kalmayacak, rüşvetin önü kesilecek, faiz ve vergi borçlarının üstüne de bir çizik atılacak, özgürlüklerin kullanılmasına engel olan ne varsa ortadan kaldırılacaktır… Bunalan halka ve burjuvaziye bir cennet vaat edilmektedir ve bu vaatler, sosyalizmin yükselen itibarından yararlanmak için adına “sosyalist” sözcüğü eklenen faşist bir parti çatısı altında verilmektedir. Önce bir-iki gazete, sonra diğer gazeteler bu vaat rüzgarına kapılıp faşizmin yelkenine rüzgar taşırlar… Tehlikeli gidişe karşı çıkanlar ise ilgi görmez. %33’le seçimi kazanan bu parti, bünyesinde %37 rüşvet ve yolsuzluk, %14 resmi belgede sahtekarlık suçu işleyen vekil barınmaktadır. Yargı tarafından verilen kararlara uyulmadığı gibi, iktidarı sağlama almak için önce sağda solda karışıklıklar çıkartılıp arkasından sert önlemlere başvurulur. Bir polis teşkilatı vardır elbet, ama düzeni sağlamakta yetersiz kalındığı gerekçesiyle Gestapo adlı yeni bir teşkilat kurulur. Bütün Bu icraatlar, çıkarmış oldukları “Olağanüstü Yetki Yasası” adlı bir yasadan güç almaktadır ve bizzat Hitler’in ağzından “zararlı görülen her muhalefet hareketinin” ezileceği duyulur sık sık. Ne kadar da tanıdık, değil mi? İç Güvenlik (Özgürlükleri Koruma oldu sonra)Yasası diye bir yasa çıkarmak istiyor AKP… Parlamento görüşmelerinde muhalif milletvekillerine saldırılıyor, sokakta muhalefete saldırılıyor, kadın cinayetleri için yapılan protestolara bile saldırılıyor, “zararlı” görülen her muhalefet hareketini ezmek (yarışmak değil) istiyor. Sıradan Faşizm adlı belgeseli izlediğimde, propaganda yöntemlerine varıncaya kadar bilinçaltımda beliren Nazi-AKP benzerliğine hayret etmiştim… Okuduğum “İslam İmparatorluğu” adlı kitap (Erbil Tuşalp) ise, bu fikrin sağlamasını yapmama yardım etti. 2008 yılında çıkarılan Varlık Barışı adlı kanun kapsamında Türkiye’ye getirilen 64 ton (2 tır dolusu) külçe altının ortadan kaybolması bile, kaybolan meşhur Nazi altınlarını hatırlatıyor.

13 sene önce açlık, yoksulluk, mazlum edebiyatı ve çaresizlik üzerinden yaptığı propaganda ile iktidara gelip yaraları saracağını söyleyen AKP; açlık, yoksulluk ve çaresizliği derinleştirdi, sarmayı vaat ettiği yaraları kalıcılaştırdı, derinleştirdi, yenilerini ekledi… Fakat bunları yaparken yine açlık, mağduriyet, yoksulluk ve çaresizlikten beslendi, kin ve öfkeye dayalı bir gerilimi hakim kıldı… Enerjisini oradan üretti. Erdoğan ve Hitler’i iktidara getiren yıllar ve koşullar farklı olsa bile; gerek iktidara tırmanış sürecindeki ılıman-demokrat “takiye” ve gerekse iktidar olduktan sonraki kin, öfke ve nefrete dayalı seyir birbirine benziyor.YANAKTA KALAN1 Günümüzdeki faşisti ve faşizmi görmek için 1930’lu ve 40’lı yıllara gitmeye gerek yok… O devraldığı mirasın üstüne bugünü koydu, malzemesini bugünden devşirdi. Bugünkü malzeme dindir. AKP, dinin gücünü keşfeden (aslında onu bilen, yedekte tutan) emperyalizmin rol verdiği, içeriye Osmanlı-İslam ve dışarıya ılımlı İslam olarak sunduğu bir faşist modeldir. Her yerin faşizmi her yere benzemez. Kendi “demokrasisini” vitrin yapıp gözümüze sokan batılı burjuvanın bizim gibilere önerdiği demokrasinin adı, faşizmdir. Faşizmi görmek için, sabun fabrikasına gönderilmek üzere bekletilen insanları aramasın gözlerimiz. Bugünü dünde durarak anlayamayız. Bugün, daha ileri bir yarın için eleştiriliyorsa anlamlıdır. Bugünü eleştirmek, bugünle birlikte geçmiş mücadelelerle elde edilen kazanımları da terk etmeye hazır ve gönüllü olmak değildir. Daha ilerisini kurgulamak, var olanı yitirmeyi istemek değil, kazanılacak yeniyi ona ilave etmek demektir.

Yolsuzlukla mücadele için lütfen çıkarılan yasalar, yapılacak yolsuzlukların önüne duman perdesi gibi asılır. Özgürlük diyerek özgürlükler kaldırılır. Yelken açılan “İleri Demokrasi” ise tam anlamıyla bir faşizm açılımıdır. Günümüzdeki faşisti anlamak için eski Nazi’yi aramak, akıntıda boğulmaktır… Fakat biz şunu biliyoruz: Bu güzel ve kocaman ülkenin umudu ve geleceği, ters akıntılardadır!

Reklamlar