Newroz Piroz Be!

21 03 2013

Newroz Piroz Be!

Geçtiğimiz günlerde; meclisteki en milliyetçi partinin sözcüsü, BDP’li meslektaşına “Anadolu’nun sahibi olduğunu sanan sefil” diye seslenmişti. Aslında bu sesleniş, devletin yetmiş yıla yirmi sekiz isyan sığdıran Kürt halkına bakışının da bir tarifiydi. Lafı dolandırmadan.

Bugün 21 Mart 2013. Kürsüde Öcalan’dan gelen mesaj okunuyor. Televizyonlar bunu “İmralı’nın Mesajı” olarak duyuruyor. Hepiniz  umutlusunuz. Devlet, uçan kuşu  Türk yapma huyundan vazgeçeceğini söylemiş galiba. Öyle olmasını umuyorsunuz. İstiyorsunuz. Ben de. Diyarbakır’da toplanan 2 milyon kişi Newroz kutlaması yapıyor şu anda. Coşkunuza katılıyorum Kürt kardeşlerim. Sizinle beraber “Newroz Piroz Be!” diye haykırıyorum ve belki biraz daha sonra söylemem gerekeni şimdi söylüyorum: Adına ister Barış, ister İmralı Süreci denilsin; belki yanılıyorum ama ben devletin bu süreci “Kürtleri Kafakola Getirme Süreci” olarak anladığını düşünüyorum. Öyle olmasını istediğimden değil. Liberaller iyimser, bazı sosyalistler temkinli iyimser olabilir… Ben tedirgin ve karamsarım. Çünkü Kürt sorununun çözüldüğü değil, silahsızlandırıldığı bir ortamda seçime gitmek istiyorlar. Bölgesel güç olma hayalleri, onları Kürtler konusunda adım atmaya zorluyor. Ankara ile Barzani arasında Petrol boru hattı görüşmeleri yapılıyor. Bakmayın siz Türk milliyetçilerinin bu sürece “İhanet Süreci” demelerine. Çünkü “geçen yıl yasaklanan, bu yıl şeker dağıtılan, gelecek yıl ise nelere gebe olduğu bilinemeyen” bir Newroz coşkusudur yaşadığımız. İki ay önce “Tutturmuşlar bir Kürt sorunu. Kürt sorunu yok. Biz Kürt kardeşlerimizin sorunuyla ilgileniyoruz” diyen bir başbakan var başımızda… Nasıl karamsar olmayayım? Görünen şudur: Türklere ve Kürtlere, devlet tarafından hazırlanan bir yol haritası deklare ediliyor. Baksanıza, kendilerinin ne yapacağını bırakmış, PKK’nin ne yapması gerektiğine dair bir takvim üzerinde konuşuyor Adalet Bakanı. Böyle düşündüm diye göbeğimi Kürtlerin kesip kesmediğini soran Türk dostlarıma biraz önce “ah keşkem” diye cevap verdim. Siz ne söylerseniz söyleyin “serseran, serçawan” diyeceğim.

Olsa kim takacak, olmasa ne olacak, ama kaygılarım var kendimce. Tıpkı Ertuğrul Mavioğlu’na konuşurken “teslimiyet değil, onurlu bir barış” beklediğini söyleyen Diyarbakır’lı yaşlı amca gibi. “Allah sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirir sonra buldururmuş. Sadece kaybettiklerimizi alıp bununla yetinecek olmamızdan korkuyorum, ama çocuklarımızın ölmeyeceği için de sevinçliyiz elbette” diyor bir başkası. “Daha önce yoksulduk, yoksulluğumuzu bilmezdik. Kürttük, Kürtlüğümüzü bilmezdik, öylesine yaşayıp giderdik. Şimdi hepsini öğrendik, ama eskisinden farkımız ne?” diye soran bir yaşlı (ve bağrı yaslı) ana ile duygulansam da, “Bütün isyanlarda yenildik, bu Newroz’da biz kazanacağız” diyen amcaya gülümsememek elde mi? Etniğin, uğruna mücadele ettiği haklar “hak” olmanın ötesindedir. Kullanırken kimseye danışmak zorunda olmadığı, doğuştan kazandığı bir özellik yani. Bir kuşun kendi dilinde ötme hakkından söz edilebilir mi? Bunun hak olup olmadığı akla getirilebilir mi?Ey Özgürlük

Eğer anlaşma sağlanırsa hiç değilse gençler ölmeyecek, içeridekiler dışarı çıkacak diye teselli ediyor kendini Mahmut Alınak. Onun da kaygıları var. Bu görüşmelerin sonunda Kürt sorununun çözülmesi gibi bir hayalin gerçekleşmeyeceğini düşünüyor. “TRT 6 Kürtleri ne kadar özgürleştirdiyse, yapılacak yeni değişiklikler de o kadar özgürleştirecek” diyor.

Mesela hangi değişiklikler?

“Diyelim ki mahkemelerde Kürtçe yapılan savunmalar Türkçe olarak tutanaklara geçirildi, köylere eski adları verildi, Kürtçe eğitime geçildi. Kürt meselesi çözülmüş ve Kürtler özgürleşmiş mi olacak? Pek çok Kürt buna ‘evet’ diyecek. Türklerin neredeyse tamamı da ‘daha ne istiyorsunuz’ diyecek. Meseleye Kürt milliyetçi bir gözlükle bakarsak bu haklar yeter. Yeter, çünkü Kürt kimliği kabul edilmiş olacak ve Kürt seçkinleri ile Türk seçkinleri, ülkeyi Türk ve Kürt halkı adına birlikte yönetecekler. Ne de olsa, milliyetçilikte egemenlerin-seçkinlerin çıkarları esastır. Peki, Kürt seçkinleri bu düzende Kürtler adına ülke yönetimine katıldığında – ki, istenen budur – Kürt halkı özgürleşmiş mi olacak? Buna verilecek cevap evet ise, o halde Türk halkının mutlu ve özgür olduğunu ve cennet bir hayat geçirdiğini kabul etmemiz gerekir. Devlet, tüm kurumlarıyla Türklük etiketi taşıyor. Türk halkı kendi etnik adını taşıyan bu kurumlarda ikinci sınıftır ve hiçbir rolü yoktur”.

Oysa biyorlar belki de, bizi yönetecek muhteremlerin Kürt, Türk, Laz, Arap veya Çerkez soylu olmasının hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığını.

Reklamlar