Söyleşi

4 03 2010

Karadeniz’li İsmail Türüt’ün sesiyle ortalığa saçılan ve Hrant Dink cinayeti görüntüleri eşliğinde internette klibi bile dolaşan “plan yapmayın plan” adlı ırkçı şarkı  nedeniyle karadeniz’li diğer sanatçılarla söyleşiler yapılmıştı. Karadeniz’li sanatçılar, bölge insanının bir arada yaşamdan yana olduğunu vurgulamıştı. Türkler, Kürtler, Ermeniler, Gürcüler, Lazlar, Çerkezler ve Megrellerin binlerce yıldır birlikte yaşadığını; Türüt’ün türküsü ile yapılmak istenenin ise bir başka plan olduğunu ifade etmişlerdi. Mehmet Gümüş, Mircan Kaya, Fuat Saka, Birol Topaloğlu, Bayar Şahin, Gökhan Birben ve  Erdal bayrakoğlu görüşleri alınan diğer sanatçılardı. (Söyleşiyi yapan : Gülsen İşeri 23.09.2007 -BirGün) O söyleşide, şarkı hakkındaki genel görüşlerim ve bana sorulan sorulara verdiğim yanıtlar aşağıdadır.

“Plan yapmayın plan gitmez Karadeniz’de / Kahpelik yalan dolan tutmaz Karadeniz’de”

Evet, şarkı kılığında kusulan bu sözler aslında bir plan yapıyor kendi içinde. Kahpeliklerin Karadeniz’de tutmayacağını söylese ne gezer, kusanlar zaten böyle bir paranoid-şizofren ruh hali içindeler. Bir yanda onlar var, bir yanda ‘kahpeler’. Bölücülükten söz edeceksek bu ülkede bölücülüğü de en başta bu gibi yönlendirmelerden vazife çıkaran “kahramanlar” yapacaktır. Utanmadan, arlanmadan, açıktan saldırarak, insana ait ne varsa kırıp dökerek. Bu ruh hali onları öyle bir noktaya getirmiştir ki, açlığa karşı yürüyüşe geçen işsizlerin de plan yapan katli vacip vatan hainleri olmaları kaçınılmazdır. Öyle bir ruh hali içindedirler ki, beyinlerine yüklenen data ne ise onu dışa vuruyorlar… işin kötüsü, bunun farkında değiller. Gözlerinin önüne çekilen vatan-millet desenli fon onları mehter marşlı uzun bir ortaçağ yolculuğuna davet ediyor.

“Ne Conisi ne Rusu pusu kurmasın pusu / Bölücülük borusu ötmez Karadeniz’de”

Karadeniz’de ne olmuş da bu laflar söyleniyor? “Biz Trabzon’u bu hale getirmek için tam oniki yıl uğraştık” diyen hatırlı kişilerin daha fazla konuşmalarını isteyelim. Hangi hale getirmek için uğraşmışlar? Karadeniz işgal altındaydı da bir kurtuluş savaşı mı vermişler? İşgal altında yaşayan ülkelerde ortaya çıkan işbirlikçilerin hep kuru-sıkı sallayan milliyetçilerden olmaları rastlantı mıdır? Güce tapan, güçlünün yanında olmaktan hoşlanan, onun kanatları altında sağa sola saldıranların düşlediği bir hayat hayat mıdır? Bölücülük borusu denilen boru ‘şarkı’ kılıklı bu zırıldanma olmasın sakın.

“Bırakın çan çalmayı Ermenici olmayı/ Millet böyle dolmayı yutmaz Karadeniz’de / Ogün öyle desinler bugün böyle desinler / Fatihalar Yasinler bitmez Karadeniz’de”

Bizim Kürt arkadaşlarımız var, Kürtçü değiller. Ermeni arkadaşlarımız var, Ermenici değiller. Türk arkadaşlarımız var, Türkçü değiller. Biz, insan yanımız kanamaya başladığında yerine göre Kürt, Ermeni, Türk veya Çerkez hissederiz kendimizi. Hitler’in toplama kampında ne kadar Yahudiysek, Filistinde siyonizmin taşla kırdığı kolun sahibi Arap olmuşuz, İstanbul’da kahpe kurşunlarla arkadan kurşunlanan Hrant olmuşuz, çok mu? Kime ne? Kime ne anlatalım, anlayabilir misiniz? Beyninize yüklenen yazılımda buna yer var mı?

“Şerefini şanını, ortaya koy canını / Hiçkimse vatanını satmaz Karadeniz’de”

Bunu söyleyenlere bakın! Vatan nedir, şeref nedir, güzel bir ülke için canını ortaya koymak nedir? Siz bunu bilir misiniz? Vatan denilen şey mal varlığı değil güzel kardeşler.

“Vatan satsa bir kişi anında biter işi / Türk ve İslam güneşi batmaz Karadeniz’de / Bizde varken bu duruş emiceniz olsa Bush / Alayınız beş kuruş etmez Karadeniz’de / Anladık var gocunuz belli kuyruk acınız / Kargaşaya gücünüz yetmez Karadeniz’de”

Zavallı bir ihtiyar rahibin vurulmasına alkış tutmak; kitapevlerini basıp insanları ekmek bıçağıyla paramparça edenlere gülümsemek; bu ülkenin aydınlarını, yazarlarını ve düşünürlerini ‘beş kuruş etmeyen planlar’ yaptıkları gerekçesiyle katledenleri bağrına basmak hangi ‘kuyruk acısından’ kaynaklanıyor peki? Bu kargaşayı yaratanlar kimler? Kimler kahraman, kimler vatansever, kimler zavallı tetikçi? Bu milliyetçi-vatansever ‘türkücü’ ülküdaşların derdi ne? Hangi borunun üfleyicileri bunlar? Sürmekte olan bir davanın neresinde olduklarını bile bilmeyen, anlayamayan daha dünkü ürkek çocukları hangi cüretle kahraman ilan ediyorlar? Bu türkücüler hangi ‘plan’ için nefes tüketiyorlar?

»İsmail Türüt Karadeniz’in neyini temsil ediyor?

İsmail Türüt, nüfus kağıdında yazıldığı kadarıyla Karadenizli. Karadeniz’in lümpen ve sulu (esprili değil) yani cıvık yanını resmediyor, temsil etmiyor. Bu ülkede hayata soldan bakanlara ve ‘öteki’ olarak kayıt altına alınanlara atıp tutmak nasılsa tehlikesizdir. Size kimse neden öyle davrandığınızın hesabını sormaz. Sorsa da sadece sormuş olmak için sorar, kulağınızı bükmez, canınızı acıtmaz. İsmail Türüt, işte bu canı acıtılmayan mutlu insanlardan biridir. “Karadeniz’in evladı” olan bu güzide türkücümüzden, Karadeniz’in canını acıtan hiçbir önemli konuda tek söz bile duyamazsınız. Sahil yolu yapılmış, kıyılar yok olmuş; derelere baraj adlı kelepçeler takılmak istenmiş, dereler satılmış, vadiler tehdit altındaymış… Ne gam? Duyamazsınız. Bunları es geçip vatan millet adına kuru sıkı sallamak daha tehlikesiz. Hem tehlikesiz, hem puan getirici. Çünkü bunlara ait iki çift söz söylemek bürokrasinin bir kısmını karşınıza almayı gerektirir. Riskli. Ayrıcalıklı durumunuz zayıflayabilir, mal varlığınızdaki duraklamalar canınızı acıtabilir. Yanınızda milliyetçi-mukadddesatçı ülküdaşlarınızın azaldığını görürsünüz, kahrolursunuz. Türüt bunlara katlanamaz, dayanamaz. Karadeniz’i görmezden gelerek günübirlik lagara-lugara ile ne kadar Karadeniz’li olunabilirse, Türüt de o kadar Karadenizlidir. Karadeniz için kafa yormak ayrı, Rize şivesini öteye beriye büküp kılıktan kılığa sokarak türkü söylemeyi Karadenizlilik sanmak ayrı bir şeydir. Birinin götürüsü vardır, ötekinin ballı kaymaklı getirisi. Türüt’ün yaptığı milliyetçilik de aslında bilinçten kaynaklanan bir milliyetçilik değil. O bunun anlamını bile bilmiyordur belki. Baştan aşağı dolduruş. Binmiş bir alamete, gidiyor kıyamete.

»Karadeniz türküyle siyasallaşmanın en yaygın olduğu yer… Bu kötüye mi kullanılıyor? Emik çeşitliliğin parçalanması için zemin mi hazırlanıyor?

Değil. İstenen belki budur, ama bunu başarmak da akıl işi sonuçta. Hani bizim bu türkücü kafadarlar söylemiş ya “Bölücülük borusu ötmez Karadeniz’de” diye… aynen öyle. Herkesi bölücü sayan böyle milliyetçi-ırkçı bölücülükler bunu başaramaz. Etnik çeşitliliğin parçalanması arazi parçalamaya benzemez. Halkın gönlüne nasıl format atacaklar ki?

»Bu tahammülsüzlük insanlığı nereye götürüyor?

İnsanlık üç tane şarlatanın peşinde bir uçuruma gitmez. Bir avuç katile yapılan övgüler de bir avuç insan tarafından yapılıyor aslında. Toplumsal çürümenin safrasıdır bunlar. Karadenizliler için hiçbir değeri yoktur bu tiplerin. Saldırganlıkları da bundandır. Ama, Karadeniz’de hastalıklı muhafazakâr-milliyetçi bir kültür de kol geziyor. Bu yeni bir durum değil. Karadeniz eskiden beri tutucudur. Kendini bağlar. Karadeniz’in tutuculuğu saldırgan değildi. Şimdi bu tutucu yapıyı ırkçı-gerici saldırganlığa taban yapmak istiyorlar. Çünkü bu birikim politize olacaksa o tarafa daha az zahmetle evrilebilir. Zaten bürokratik olarak solun hayal bile edemeyeceği bir hoşgörü ortamını her an yanınızda bulma psikolojisi size ekstra bir moral veriyor. İş kolay yani. Bu ne demektir? Hayatı güzelleştirme kavgası veren güzel insanlara çok iş düşüyor demektir tabii ki.